Üniversite Ziyaret ve Konuşmalarım

2010 yılı içinde Yıldız Teknik, Kocaeli ve Has Üniversitelerinde gençler ile bir araya gelmiş ve mesleki konular üzerine söyleşmiştik. Üniversiteliler ile paylaşıma girmek, yeni nesilin aklındakileri, merakları ve kaygılarını birinci ağızdan duymak bir İnsan Kaynakları profesyoneli olarak beni çok besliyor. Benim aktardıklarımın da onların işine yaraması için bayağı hazırlıklı gidiyorum her toplantıya. Dolayısıyla içine girdiğimiz bu alışveriş bana göre büyük artı değer yaratıyor.

2010-2011 yeni öğretim yılının açılmasıyla birlikte üniversite öğrenci kulüpleri de hızla aktivite planları üzerine çalışmaya başladılar.

İlk program Kasım ayının 25’ınde Kadir Has Üniversitesi’nde. TBD İstanbul 4. Bilişim Kongresi kapsamında 25 Kasım’da İş Bulma ve Kariyer Yolculuğu üzerine düzenecek workshopta konuşmacı olacağım.

2010 yılı Mart ayında CV’ni Güncelle etkinliği ile bir araya geldiğim Yıldız Teknik Üniversitesi İşletme Kulübü aynı organizasyonu Aralık ayında da tetipliyor ve beni 11 Aralık’ta tekrar dinlemek istediklerini söylediler. Ben de sevinerek davetlerini kabul ettim.

Kaynağım İnsan blog girişimim ve sonrasında hayatım meydana gelen gelişim ve değişimlerden bahsetmek üzere Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Genç Girişimciler Topluluğu‘nun 17 Aralık’da düzenlediği Girişimciler Zirvesi’nde olacağım.

Şu an için en uzak kesin program ise, 2011 yılı Şubat ayının önemli organizasyonu için şimdiden çalışmaya başlayan İstanbul Teknik Üniversitesi’nden aldığım İK Zirvesi’ne konuşmacı olarak katılım daveti. İTÜ’nün daveti beni ayrı heyecanlandırdı. İTÜ mezunları ile yıllardır o kadar çok çalışıyorum ki, onlarla bir de kendi mekanlarında bir araya gelmek bambaşka olacak. Zirve’ye konuşmacı olarak katılmak dışında danışmanlığını yürüttüğüm firmalarla masa alarak da katılma ihtimalim yüksek.

22 Aralık’ta ise İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Kulübünün ikincisini düzenlediği “CV’den Öte Kariyerden Beri” etkinliğine konuşmacı olarak katılıyorum.

Ayrıca Afyon Kocatepe Üniversitesi Bolvadin MYO‘dan aldığım davetin tarihinin netleşmesini bekliyorum.

Bireysel kariyer gelişimim yolunda çok önem verdiğim üniversiteli gençlerle buluşma ve paylaşıma girme süreçlerimin verimli geçmesini şimdiden heyecanla diliyorum. 😀

Bir Mobbing Vakası

Geçtiğimiz günlerde sevdiğim bir arkadaşımdan meslek hayatının ilk yıllarında başına gelen bir üzücü olayı dinledim.

Konu aslında açık bir “mobbing” vakası ancak kendisi başından geçenleri şimdi anlamlandırarak, adlandırabiliyor.

Türkiye’nin önde gelen topluluklarından birinde işe başladığında gerçekten çok mutlu oluyor arkadaşım. Topluluk ile bir referans vasıtasıyla tanışıyor ve yapılan görüşmeler sonrasında işe başlıyor. Yerleştirildiği bölüm her zaman yapmak istediği işleri barındırıyor ve işine bu şevkle sarılıyor. Kendisinin eline doğru düzgün bir görev tanımı verilmemesine rağmen sorumluluk ve yetkileri tam tabiri ile tırnağı ile kazıyarak alıyor.

Aradan iki yıl geçiyor ve bu zaman zarfında ‘uzman yardımcısı’ ünvanı ile aslen bir bölümün tüm sorumluluğunu kaldırır hale geliyor. İki yıl boyunca ücretine herkese uygulanan zam oranı veriliyor. İkinci senenin sonunda ünvan arttırımı ve ücret zammı talebi ile gittiği yöneticisi ve İnsan Kaynakları bölümü arkadaşımı oyalıyor, “bekle” diyorlar ama aradan üç, dört ay geçmesine rağmen ses gelmeyince arkadaşım bir kere soruyor. “Yok” cevabını alıyor.

Sabrediyor.

Bu arada arkadaşımın sorumlulukları arasına şirketin yeni kurulmakta olan bölümünün bütün işleri de veriliyor. Artık iki ana işin yürütümünün tek adresi olan arkadaşım üçüncü yılına girişte yöneticisinden memnuniyetsizlikleri hakkında toplantı talep ediyor. Toplantıya vesile olan durum ise yöneticinin haksız bir konu üzerinden arkadaşıma bağırarak azarlaması.

Toplantı günü karşılıklı oturuyorlar ve yöneticisi ona:

Yanlış departmana ve yanlış göreve yönlendirildiğini, arkadaşım ile en başından beri çalışmak istemediğini” söylüyor ve ekliyor “kariyer planlaması ve ücretlendirme konularında hiçbir beklentini karşılamayacağım.”

Arkadaşım adeta şok geçiriyor ve soruyor:

“İstenmediğim halde neden üç yıl boyunca şirkette tam performansla çalışmama göz yumuldu?”

Cevap gelmiyor.

Arkadaşım yöneticisine bu durumda üç alternatifi olduğunu söylüyor: ya istifa edip şimdi gideceğim, ya bana iş bulmam için zaman vereceksiniz, gideceğim, ya da beni bütün haklarımla işten çıkartacaksınız.

Yöneticisi Genel Müdür ile durumu konuşacağını söyleyip toplantıyı bitiriyor. Ertesi gün ise “işten çıkış işlemlerini başlattım, istifa ettiğin için tazminat almayacaksın” şeklinde bir telefon açıyor yönetici.

Arkadaşım kesinlikle istifa etmek gibi bir düşüncesi olmadığını söylüyor ve sonrasında ortalık karışıyor …

Evet, arkadaşımın başına gelenlerin devamını aktarmayacağım. Ama şu ana kadar anlattıklarım tipik bir mobbing olayıdır. Neden?

İş Kanunu 77. maddeye göre işveren işgörenin fiziksel ve zihinsel sağlığını korumakla sorumludur.

Borçlar Kanunu 417. madde işverene işgörenin “kişilik değerlerinin” koruması yükümlülüğünü verir.

Arkadaşımın üç yıl boyunca emek verdiği şirkette aslen hiçbir zaman istenmediğinin, asla terfi veya ücret zammı alamayacağının yüzüne bu şekilde umarsızca belirtilmesi ve emeklerinin hiçe sayılarak sanki istifa ediyormuş gibi bir ortam yaratılmaya çalışılması kendisinin maruz kaldığı şiddetli psikolojik baskının açık göstergesidir. Bütün haklı taleplerine rağmen arkadaşıma zam ve ünvan arttırımı yapılmaması aslında yıldırma, bezdirme operasyonunun sistemli şekilde uzun süredir uygulandığının açık delilidir. Bu süreç zarfında arkadaşımın zihinsel ve hatta fiziksel sağlığı yaşadığı bu baskı ve yıldırma politikası sonrasında ciddi sarsılmış ve kişilik değerleri(emekleri, başarıları) açık şekilde ihlal edilmiştir.

Ben de benzer bir mobberla bir süre çalıştım ve işin acı atarafı bir İK’cı olmama rağmen o günlerde neye maruz kaldığımın farkında bile değildim.

Siz siz olun, bir çalışan olarak haklarınıza sahip çıkın. Ben arkadaşımın yöneticisinin de ne yaptığının, yaptığının nasıl adlandırıldığının farkında olduğunu zannetmiyorum. Zaten bu farkındalık olmadığı için “mobbing” iş hayatımızın sanki doğal bir parçasıymışız gibi onunla kolkola yaşamaya devam ediyoruz.

McDonald’s Yetenek Yönetimi Sistemi

Bu aralar Yetenek Yönetimi üzerine yurtdışı kaynaklarda gerek kitaplar, gerekse internet üzerinden bayağı okuma, araştırma yapıyorum. İşte araştırmalarım esnasında yakaladığım bir balık, büyük balık 🙂

McDonald’ın Yetenek Yönetimi Sistemi bir yıl önce Chicago’da düzenlenen 12. Yetenek Yönetimi Zirvesi’nde paylaşılmış. McDonald’s, liderlik yeteneği üzerine odaklanarak şekillendirdiği Yetenek Yönetimi Sistemini 2001 yılında devreye sokmuş ve yıllar içinde de global organizasyonunda da uygulanabilir hale getirmiş.

McDonald’s yüksek potansiyelli bir çalışanı “becerisi, şevki ve bağlılık seviyesi yüksek ve daha üst, kritik pozisyonlarda yer alabilecek kişi” olarak tanımlıyor ve onun geçmiş performansı, liderlik yetkinlikleri ile öğrenme odaklı olması, liderlik etme arzusu ve kuruma bağlılığını mercek altına alıyor.

Liderlik yeteneğinin gelişime yönelik elbette teknoloji ihmal edilmemiş ve internet tabanlı “McDonad’s Liderlik Enstitüsü” sisteme katılmış.

Yetenek Yönetimi Sisteminin ölçümlenmesinde ise karne metodolojisi uygulanıyor.

Acaba Türkiye McDonald’s da sistem uygulanıyor mu?

Fazla uzatmaya gerek yok, sunumu dikkatle incelemenizi tavsiye ederim.

Microsoft Mu, IBM Mi, Oracle Mı, SAP Mi?

Bir şirketin strateji ve hedeflerini gerçekleştirebilmesi için bünyesine sürekli yetenekli insanları almaya çalıştığını sık sık yazıyorum. Bahsi geçen yetenekli insanların işe alınması, geliştirilmesi ve elde tutulması sürecine de kısaca Yetenek Yönetimi diyoruz. Artık şirketler Yetenek Yönetimi uygulamalarını ne kadar bilinçli kurgularlarsa rekabetin yoğun olduğu sektörlerinde o kadar fark ve karlılık yaratabiliyorlar.

İşte size 2009 mali yılında 10 milyon ve üstü gelire sahip dünyanın dört yazılım devinin uyguladıkları Yetenek Yönetiminin etkinliği üzerinden karşılaştırması, acaba hangisi en iyisi?

Microsoft mu, Oracle mı, IBM mi, SAP mi?

Çalışmada dört yazılım devinin 2005 ve 2009 yılları arasındaki satış ve nakit akışı verileri karşılaştırılmış, yazılım gelirleri, toplam gelirleri, operasyonel nakit akışları ve toplam çalışan sayıları incelenmiş. Çıkan sonuçlara göre:

* Microsoft çalışanlarının belirgin şekilde diğer üç yazılım devi çalışanlarına göre daha fazla iş çıkardığı görülmüş.  Ancak Microsoft’un bünyesindeki ortalama nitelikteki çalışanlarından daha yeteneklisini yakalamakta yetersiz kaldığı ve bir Microsoft çalışanın kıdemi arttıkça veriminin düştüğü belirlenmiş.

* Oracle’ın bütün firmalar arasında üst kademenin istikrarı, nakit akışı ve işgücü büyümesinde en başarılı Yetenek Yönetimine sahip olduğu saptanmış.

* IBM çalışanları nakit akışını geliştirerek, operasyonel olarak verimli iken, satışlarda yeterince başarılı olamamışlar.

* SAP’nin performansı düşük çalışanları sistem dışı bırakmakta başarılı olurken, ekonomik gelişmeleri göğüslemek konusunda sorunla karşılaşabileceği belirlenmiş.

Yetenek Yönetimi etkinliğinin ölçümlenmesi örneği olan bu çalışmanın detayını mutlaka inceleyin: Executive’s Guide To Human Capital – Who’s the best at Talent Management?

Pazar Karikatürleri

“Özgeçmişimdeki altı aylık aralık sırt üstü kaldığım altı aya aittir”

“İki ayak üstünde yürümek, … ıh … korkarım ki bizim için aşırı niteliklisiniz”

“Kişisel birşey değil, Finnegan – Bütün çekici olmayan erkekleri kovuyorum”

“İşte özgeçmişim, veya, benim söylemimle ‘bir talihsiz olaylar serisi'”

İK Direktörü “Biz çalışanlarımızla e-posta veya telefonla bağlantı kurmayı tercih ediyoruz aslen”

Doğru Nefes Almayı Biliyor Musunuz?

Geçen cumartesi günü Nescafe’nin davetlisi olarak bir grup kadın blogcu Polonezköy’deydik. Çok keyfili geçen gün içinde, kahve hakkında etraftan duyduklarımız, özellikle de medyada okuduklarımız, izlediklerimizden çok farklı bilgiler aldık. Örneğin günde altı fincana kadar kahvenin hiçbir zararı olmadığı, belirtilen sınırlarda kemik erimesine yol açmadığı, selülitle hiçbir bağlantısı bulunmadığı gibi. Aklımızdaki olumsuz düşünceler bir yana artık kahvenin yeşil çaydan bile çok daha yüksek değerlere sahip bir antioksidan kaynağı olduğunun resmi makamlarca da onanmasını öğrenmek hem şaşırtıcı, hem de sevindirici oldu. Artık gönül rahatlığı ile kahve tüketebiliyorum. 🙂

Günün benim için bir diğer artı değere sahip etkinliği ise aldığımız ‘transformal nefes seansı‘ oldu. Seansı idare eden iki nefes koçumuzdan insanların %90’ının nefes alma kapasitelerinin sadece %30’ünü kullandıklarını öğrendik ve doğru nefes alıp vermenin hayat kalitesini arttırmak üzerine etkilerini farklı örneklerle dinledik; hayata olumlu, sevgi dolu bakış, sıkıntılardan, kaygılardan arınma, birçok psikomatik hastalıktan sıyrılma, mesela migren gibi …

Hayat kalitesini bilemem ama 35 dakika süren çalışmamızın sonunda benim nefes alıp verme şeklim değişmişti. İlk defa göğüs ve karın boşluğu arasındaki ilgili bölgenin farkına vardım. Derin aldıp verdiğim nefes nedeniyle 20. dakikadan sonra bedenimde karıncalanma ve kalp atışlarımda hızlanma oldu. Asıl enteresanı seansın sonunda koçlarımız bize bir insanın nefes alıp verme şeklinden hayatlarının da nasıl olduğunu hemen hemen anlayabildiklerini söylediler. Ben de merak içinde “Benim hayatım hakkında ne düşünüyorsunuz? diye sordum. Aldığım cevap 35 dakika içinde yaşadığım değişimi özetliyordu:

“Çok yoğun tempoda çalışıyorsunuz, diaframınızı da bugüne kadar hiç kullanmamışsınız, siz de nefes alma kapasitesini %30 kullananlar arasındasınız”

Cevap beni şaşırtmadı ama düşündürdü. Nefes alma kapasitemi arttırsam gerçekten hayatımda köklü değişiklikler yaşar mıyım merak ettim. Bedenime daha fazla oksijen girse gerçekten zihinsel süreçlerimde olumlu yönde farklılaşmalar olur mu? Kendimi daha mutlu, huzurlu, enerjik hisseder miyim? … Eğer öyle ise bir kanat takıp uçamadığım kalırdı herhalde 😀

İnsanların nefes alma şekillerinin kişiliklerinin de bir parçası olması beni bu tekniği öğrenmem konusunda motive etti açıkçası. Kendimi bir an mülakatlarda “Nefes al, nefes ver” diyerek adayların nefes kapasitelerini nasıl, ne derece kullandıklarını incelerken hayal ettim ve “bir bunu yapmadığımız kalmıştı” diyerek güldüm içimden. 😉

İş programımı ayarlayabilirsem transformal nefes seanlarına devam etmeyi planlıyorum.

Öğretilmeyeni İstemek

Geçenlerde iki yıllık Dış Ticaret bölümünü bitirmiş bir genç ile sohbet ediyordum. Bana üzüntü içinde İngilizcesinin yetersizliğinden dem vurdu ve yakındı. “İki yıl boyunca psikoloji, sosyoloji, felsefe, hatta haftada altı saat muhasebe gördük ama İngilizce’ye gelince verilen eğitim haftada sadece iki saatti”

Dış ticaret dendiğinde benim aklıma ilk gelen nitelik yabancı dildir. Sizin aklınıza geleni bilemiyorum ama meslek yüksek okullarında ders programını hazırlayan yetkililerin akıllarına benim aklıma gelen ilk nitelik gelmemiş olacak ki, İngilizce fazlasıyla ihmal edilmiş.

Sonra biz İnsan Kaynakları profesyonelleri ilanlar hazırlıyoruz şık şık yukarıdaki gibi … üniversitelerde (hatta yüksek okul yazsak daha uygun olacak, ilintili operasyonel uzmanlık konularında dört yıllık bölüm Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası Ticaret hariç bulunmuyor ! Sadece Boğaziçi mezunlarına yönelik ilan hazırlamak da ne kadar verimli sonuç verir, tartışmaya açık. Yukarıdaki görev tanımının MYO mezunu seviyesindekilerin verimli çalışacağı, dört yıllık fakülte mezunlarının kısa sürede iş tatminsizliği yaşıyacağı bir pozisyonu yansıtmaktadır. ) öğretilmeyeni istiyoruz.

Lütfen istemeyelim …

:/

Not: Devlete ait MYO 2 yıllık programları kapsamında Dış Ticaret, Dış Ticaret Ve Avrupa Birliği, Gümrük İşletmeciliği, İthalat-İhracat bulunmaktadır.

İki Yeni İK Blogu

Türkiye blogosferinde benim bildiğim Kaynağım İnsan ile beraber toplam 5 adet Türkçe İK – Kariyer blogu vardı: İK Gündemi, Kariyer Yolculuğu, DinamİK İnsan Kaynakları, Yetenek ve Kariyer

Artık listeye iki yeni İK blogunu da katabiliriz:

Human Resources Management

Merve Karaalioğlu’na ait olan ‘Human Resources Management’ı Mayıs 2010’da açılmış. En güncel yazıdan başlayarak eskilere giderken Kaynağım İnsan’a verilen linkleri görmek beni çok sevindirdi. Ama sanırım en büyük şaşkınlık ve mutluluğu 4 Eylül tarihli “Kaynağım İnsan ve Hedefler” ve 30 Mayıs tarihli “Başlangıcın Tadı” başlıklı yazıları okurken yaşadım. Sevgili Merve’ye ilham verebilmiş olmak ne harika 🙂

Dilerim yazılarındaki içtenlik, paylaşma arzusu ve niteliği asla kaybetmez, hatta çok daha ileri seviyeye taşır veeeee (vurgu) yazılarının sıklık oranını da arttırırsın. Ellerine sağlık Merve 😀

İK Bloğum

İkinci İK blogu ise yazarının isminin Özge Şen olduğunu düşündüğüm (yanılıyor olabilirim), Mayıs 2010’da yayına giren “İK Bloğum”. Henüz fazla içerik girilmediği için istikrarlı bir çizgisi olabilecek mi bilemiyorum ama varolan kadarıyla da  Özge Şen’in paylaşımlarını ilgi ile okudum. Bilgilendim.

Lütfen pes etmeyin gençler, yazın, sizler yazdıkça, paylaştıkça mesleğimiz daha ileri noktalara gelecek 🙂

Kaynağım İnsan Bir Yaşında


9 Ekim 2009’da Kaynağım İnsan yayın hayatına başladı.

Bir yılın nasıl geçtiğini ben anlayabilmiş değilim. Bir yıl boyunca Kaynağım İnsan’ı düşünmeden, ne yazsam diye kafa kurcalamadan geçirdiğim gün olmadı. Geçen süreye dair farkında olduğum en önemli şey ise Kaynağım İnsan’ın mesleki gelişimimde bana büyük faydası olduğudur.

Bir yıl içinde 350 yazı yayınladım. Bunlardan 48’i konuk yazarlara ait. Kaynağım İnsan’ı açarken koyduğum “hergün bir yazı yayınlama” hedefimin %4 altında kalmış olsam da, ben çıkardığım performanstan memnunum.

Kaynağım İnsan açıldıktan kısa süre sonra devreye giren “Soru-Cevap” sayfasında toplam 43 soruya cevap verdim. Bu rakama sorularının yayınlanmasını istemeyenleri de katarsak sayı bir misline çıkıyor.

2010 yılı ile beraber yayına aldığım ve blogda en çok hit alan “Profesyoneller” kategorisinde ise birbirinden değerli, işinin uzmanı 33 profesyonel bütün içtenlikleri ile kariyer geçmişlerini okuyucu ile paylaştılar.

Kaynağım İnsan’daki gelişmelerin bir diğeri ise Haziran ayında kullanıma açtığım “Kaynağım İnsan Kariyer” oldu. İşgücü arayan işverenlerin adaylara ulaşabilmek için ilanlarını bedelsiz yayınladıkları Kaynağım İnsan Kariyer’de bugüne kadar 40’a yakın ilan yayınlandı.

Kaynağım İnsan’da yer almamakla birlikte birçok okuyucum ise özgeçmişleri hakkında fikir almak üzere bilgilerini benimle paylaştı. Bazı özgeçmişleri baştan aşağı değiştirirken, bazılarını ise beğeni ile karşıladım.

İnsan Kaynakları mesleği ve uygulamaları üzerine bir yıl boyunca birçok üniversiteye konuşmacı olarak gittim, özel eğitim kurumlarında seminerler verdim. Aldığım bu davetlerin nedeni ise Kaynağım İnsan’daki paylaşımlarım ve sosyal medyadaki çalışmalarımdır.

Yukarıda paylaştığım gelişmelerin meyvelerini ise umduğumdan çabuk aldım diyebilirim. Kaynağım İnsan, 2010 Blog Ödülleri İş Dünyası kategori 2.’si ve 8. Altın Örümcek Web Ödülleri İK/Kariyer/Seri ilan kategorisi Halkın Seçimi ödüllerine layık görüldü. Bana her iki yarışma sürecinde oy veren herkese buradan tekrar teşekkür ederim. 🙂

Bir yıl böyle geçti. Peki 2010’u kapatırken ve 2011’de Kaynağım İnsan’da neler olacak?

Elbette yazılar devam edecek. 2010 yılı sonuna kadar yeni bir temaya geçmek üzere çalışmalara başladık. Haftalık olarak bülten gönderimine de başlayacağım. Sonrasında ise İK profesyonellerine yönelik daha nokta atışı işler geliştirmeyi planlıyorum, İK iş koluna sosyal medyayı, önemini anlatabilmek için projeler üretmek … 🙂

Eh, gerisinde kendi kendime son bir büyük dilekte bulunuyorum:

Hayırlısı 😀

Not: Yukarıdaki resimi tasarlayarak gönderen Özgür Pehlivan’a hediyesi için teşekkür ederim 😀